güzel atlar ülkesine yolculuk

Ağustos ışınlarının yeryüzüne dik indiği bir sabah tarihe uyanmak. Orta Anadolu’nun yaz mevsimine taşan güzellikleri içinde, insanı kucaklayan Kapadokya, tarihle yaşanılan zamanı kendinde kaynaştırarak; derin hayal âlemine, yoğun duygu atmosferine sürüklemekte.

Kapadokya üçgeninde yer alan Nevşehir’i arkada bırakıp yola koyulduğumuzda, üçüncü jeolojik devirde başlayan yanardağların oluşumu sonrasında meydana gelen sürpriz tabiat görüntüleriyle karşılanıyoruz.

Erciyes ve Hasandağı’nın platoda biriktirdiği küller, yumuşak bir tüf tabakası oluşturduktan sonra, bazalttan meydana gelen ince lav örtüsüyle şekillenir. Bunu, tabiat şartlarının etkisiyle çatlayan bazaltın parçalara ayrılması, yağan yağmurların yumuşak tüfü aşındırması, aşındırma işlemine kimi zaman soğuk sıcak farklılıkları ve rüzgârın da yardımıyla kayalarda şapkalar bulunan konilerin ortaya çıkışı izler.

Su ve rüzgâr erozyonu, bazalt örtüsü olmayan tüf tabakalarında güzel vadiler meydana getirir. Vadilerle platolar arasında yer alan bazalt ve andezit kayalardan oluşan dik kalyonlar ve bunların eteklerindeki birikimler değişik görünüşler meydana getirir. Bu sayede engebeli vadilerde ılıman sayılabilecek iklim sürer.

Kapadokya, bugünkü Nevşehir, Kayseri, Aksaray, Niğde ve Kırşehir içerisine alan bölgedir. Orijinal şekli “katpatukya” olan bu isim, Persler tarafından verilmiştir. Pers dilinde “güzel atlar ülkesi” demek olan bu isim, daha sonraki hâkimiyetlerde değişikliğe uğramaz.

Aslında, başlangıçta, bu bölge, Toros dağlarının kuzeyinden Karadeniz’e kadar uzanır. Ancak, daha sonra, bölgenin kuzeydoğu bölümü Kapadokya’dan ayrılır. Nevşehir-Aksaray-Niğde üçgenini çevreleyen bölgeye “Kayalık Kapadokya” adı verilmektedir. Kayalık adının verilişi, Gülşehir-Nevşehir-Ürgüp-Soğanlı çizgisinde yer alan bir dizi vadideki “peribacaları”etkisiyle konur.

Bugüne kadar, on iki değişik hâkimiyet gören Kapadokya, kültür bakımından önemli bir zenginliğe sahip. Neolitik ve kalkolitik çağlardan sonra, ilk tunç çağı geçiren bölge, sırasıyla, Hitit, Taba, Pers, İskender, Diadok, Kapadokya, Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Beylikler ve Osmanlı dönemlerini yaşar.

Pers hâkimiyeti sırasında, İmparator Dareus I devrinde Anadolu’nun üç büyük satraplığa bölünmesi sonucu satrap konumuna gelir. Bir süre sonra, Damates’in bağımsızlık ilan etmesi bölgenin ikiye ayrılmasına yol açar.

Kapadokya’da Pers hâkimiyetiyle birlikte, Zerdüşt dininin etkileri görülür. Persler, volkanik Erciyes ile Hasandağı’nı kutsal sayarlar.

Bölge, Büyük İskender tarafından ele geçiriliş, Doğu Roma eyaleti oluş, Sasani ve Got saldırılarına uğrayış, kuzey ve güney olarak ikiye ayrılıştan sonra 1071’de Anadolu Selçuklularınca ihya edilir. Yavuz, 1515’te Kayseri’nin alınışıyla Beylikler devrini de kapatır. Osmanlı döneminde sınır boyu olmayan Kapadokya, hiç bir önemli siyasi olaya sahne olmaz.

Bölgeyi analize, Avanos’tan başladım. Çömlekçiliğin ünlü olduğu ilçe, 10.060 nüfusuyla kendi tabilik ve hayat tarzını koruyor. Yörenin tamamını objektife daha kolay yerleştirmek için kendimi, panoramayı algılayabilecek bir konuma getiriyorum. Buradan son aldığım kayıt “Yeşilbaş Camii 1894” şeklinde. Son üç yıldır zamanımın büyük kısmını alan araştırmamın periyoduna paralel olan bu tarih beni kendine iyice çekiyor.

Çavuşin, Zelve, Göreme ara duraklarından sonra, Güvercinlik vadisindeyim. Uçhisar’ın doğusunda, Ortahisar-Ürgüp yakınlarında yer alan vadideki güvercin evleri, 1970’lere kadar ilginç bir gelir kaynağına sahne olur.

Uçhisar. Tipik bir Ortaçağ yerleşimi. Kalesi, sığınma, savunma ve gözetleme için kullanılır. Büyük İskender, Helenizm, nemrut, mitoloji burada kafamdan geçen dört kollu açılım. Daha fazla düşünmeyip 20 dakika aradan sonra Derinkuyu istikametine yöneliyoruz. Ortahisar beldesinde, yöre halkının, 80’li yıllardan sonra turizm açılma üzerine evlerini pansiyon olarak işlettiğine tanık oluyoruz. Rehber, yol güzergâhında yer Nevşehir E tipi yarı açık cezaevini iki İngilizce cümleyle beş yıldızlı otel olarak tanıtıyor. Gülüyor ve kendisini Erzurum ağzıyla tebrik ediyorum. Derken, tabela, Derinkuyu 18, Niğde 70 açıklamalarını sergiliyor.

Derinkuyu. Hemen yer altı şehrine yöneliyoruz. Bölgede yer alan 100’ü aşkın yeraltı şehrinden ziyarete açık sekizinden biri olan Derinkuyu Yeraltı Şehri, 11 kattan oluşmakta. Son üç katı görüşe kapalı olan şehrin en alt katı hayvan barınağı olarak kullanılmış. Diğer kısımlar, kilise, keşiş yetiştirme odası, şaraphâne, buzhane, mutfak gibi bölümlerden oluşuyor. Şehir, dış etkilerden (Moğol) korunmak amacıyla yapılmış.

Nar Gölü. Niğde ili sınırları içinde krater bir göl. Dağlar arasında yer almış. Güney batısından, 100 m. yükseklikte püskürme yapmış. Fakat bu, beton dökülerek önlenmiş. Balık yaşayan, yüzülen, her iki tarafından şose yolgeçen göle karşı egzotik, kontanplatif birçok ve Aragon’dan “bıçak gibi çekilmiş” yedi mısra okudum. Sonra, Ulukışla yolundan gelen Faruk Nafiz’i, Anadolu yolculukları ve devşirdiği ilhamlar açısından düşündüm.

Ihlara Vadisi. Vadi, Ihlara köyünden başlayıp Selime köyünde bitiyor. Vadi içinde yer alan Belisırma köyünde yemek molası veriyoruz. Ortalama yüksekliği 100 m. olan vadinin 14 km. alana sahip. Ortasından Melendiz nehri geçmekte. Vadi başlangıcında yer alan Yılanlı ve Ağaçaltı kiliselerinde, yıpranmış, kazınmış figürler, ilkel ve yerel motifler, mecazlı ifadeler, Meryem Ana motifi, Hıristiyanlığın yayılışında resme yöneliş, Doğudan üç bilgin ve İsa’nın göğe çekiliş resmi yer almakta.

Vadinin planı. Selime katedrali, Ala kilise, Direkli kilise, Bahaddin samanlığı, Kırkdamaltı kilisesi, Karagedik kilisesi, Eskibaca kilisesi, Yılanlı kilise, Sümbüllü kilise, Ağaçaltı kilisesi, Karanlıkkale kilisesi, Pürenlişekil kilisesi, Kokar kilisesi, Eğritaş kilisesi ve Kemer kilisesi.

Ihlara vadisi sonunda Selime ve Yaprakhisar köyleri beliriyor. Ihlara kasabası çıkışından Aksaray 45, Nevşehir 70 km.

Ağzıkara Han. Aksaray-Kayseri yolu üzerinde bulunan Selçuklu eseri Hoca Mesut Kervansarayı 1231–1239 yılları arasında yapılmış. Hanın iki kitabesi bulunuyor. Ağzıkara Han da denilen bu eser, yazlık ve kışlık olmak üzere iki kısma ayrılmış. Kışlık kısmı, I. Alaattin Keykubat zamanında (1231), yazlık kısmı ise II. Gıyaseddin Keykubat tarafından yapılır (1239). Hanın giriş cephesi yanda olup; avlunun ortasında mescit kısmı vardır. İpek yolunun ana duraklarında biri olan han, üç gün konaklanacak şekilde düzenlenmiş. Selçuklu mimarî örneğinin belirgin olarak görüldüğü bu eserin önce sol üst kısmı inşa edilmiş, diğer tarafları ise sonradan ilave olunmuş. Hanın avlu kısmında develerin barındığı alanlar yer almış.

Zelve. Eski bir köy olan Zelve’nin kesin kuruluşu bilinmiyor. Burada, Bizanslar ve Türkler kayalara oyulmuş evlerde yaşamışlar. Köy, aşınma ve çatlamadan dolayı 1952’de başka yere bir taşınır. Aradan 15 yıl geçtikten sonra, 1967’de ziyarete açılır.

Tokatlı Kilise. Göreme’nin kuzeyinde bulunan kilise, 10–11. yy’da yapılmış. Aynı bölgedeki Açık Hava Müzesi’nde, 11. yy.’da Elmalı ve Yılanlı kilise, 12–13. yy.’larda ise Karanlık ve Çarıklı kiliseleri yapılır.

Rahibeler Manastırı. Bir kaya bloğuna oyulan ve 6–7 katlı olan bu manastırın birinci katında mutfak, kiler ve bir kaç oda bulunur. İkinci katında yıkık bir şapel, üçüncü katında ise bir tünele ulaştıran çapraz kubbeli, dört sütunlu, üç apsisli bir kilise yer alır. Manastırda katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanır. Ayrıca tehlike anları için “süngü taşları” kullanılır.

Göreme. Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni içerisinde yer alan Göreme, bir kaya yerleşim merkezidir. Burada, M. S. 4. yy’dan 13. yy’a kadar yoğun bir şekilde manastır hayatı yaşanır. Hemen her kaya bloğunun içerisine kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları oyulur. Rahipler, M. S. 3. yy’da bölgeyi, dinî düşünce ve hayatın canlı bir merkezi haline getirirler. M. S. 4. yy’da Kapadokya, üç büyük azizin (Basil, Nyssalı Gregory ve Nazianuslu Gregor) memleketi olarak bilinirdi. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi, bu üç aziz tarafından başlatılan eğitim sisteminin yeridir. Aynı eğitim sistemi daha sonraları Soğanlı, Ihlara ve Aksaray’da da görülür.

Göreme kilisesinde oldukça yaygın olan beşikli, tonozlu plan tipi, bölgede yaşayan dinî topluluklar ve inzivaya çekilen kişiler için en yaygın olan mimarî yöntemdir. Kilisenin bütün fresklerinde iki ayrı boyama tekniği kullanılır. Bunlardan birincisi, alçı ve sıva kullanılmadan doğrudan kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile yapılan boyama tekniği, diğeri, alçı, kum ve saman karışımının ana boya üzerine sıvanarak “fresko” tekniğinde yapılan boyama tekniği.

Ürgüp. Peribacaları. 11.110 nüfuslu ilçe, tam bir turizm merkezi konumunda. Ortahisar’a 6 km. yakınlıkta. Asia Minor’de, buraya ait genel bilgiler, tarih ve iç ulaşım gibi konuları notlarım arasına alıyorum. El sanatları çarşısında etnografya adına kısa bir zihni yolcuğa çıkıyorum.

Daha çok, Fransız, İtalyan, Japon ve Hollandalı turistlerin ilgi gösterdiği bölgede ben, Avusturyalı Alex, G. Koreli Dangtla Jung ve Amerikalı Evan-Alen Nichols çiftiyle uzun uzun konuşma fırsatı buldum. Hepsi de burayı görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek ilk fırsatta yeniden geleceklerini söylediler. Evan, bir aralık bana sürpriz yapmak istediğini söyleyerek; çantasından çıkardığı bir Türk yazara ait kitabı gösterdi. Sonra, okuduğu kısımlarda geçen açıklamalarla ilgili sorular yöneltti. Ben, klasik bir dil çabukluğuyla, modern Türk edebiyatı üzerine ihtisas yaptığımı belirterek; gösterdiği kitaptaki kasti ve yanıltıcı bilgileri teker teker sıraladım. O, hiç bir tepki ve cevap vermedi. Sessizliği, Edgar Poe’nin “Annebel Lee” şiirini hatırlatarak bozdum. Sonrasında, Hemingway, Steinbeck, Ezra Pound, Glodston O’Neill, Robert Frost ve William Faulkner hakkında bildiklerimi sıralayınca hayranlığını gizleyemedi. Annebel Lee’deki sihir, güzellik, gözlem keskinliği, sembolizm ve psikolojik alegoriden bahsetmeğe çalışırken o, 619.2911158 olan telefonunu çoktan yazıp vermişti.

Şimdi ben de güzel atlar ülkesini yeniden gezmek isteyen ecnebiler gibi yolumun oraya düşmesini iple çekiyorum.

Share
Bu yazı genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın