Trenler Eskişehir’den Geçti

Ankara’dan hareketle yarılanan yol, arkanızda bıraktığınız bulut kümesi ve tozların uçuşan dinamik dokusu arasından sıyrılışınızın işaretidir. Bir edebiyat sempozyumu için, Karadeniz’den Eskişehir’e uzanan yolculuğumda, ünlü Fransız yazarı André Gide’in 12 Mayıs 1914’teki Eskişehir yolculuğunu hatırladım. André Gide, bu yolculuğu şöyle anlatır: “Dün kaldığımız Eskişehir’den sabah beşte hareket ettik. Tren şehrin güney batısında uzaktan fark edilen o esrarlı geçide giriyor. Kırmızı toprakları parçalanıp dağılan dağlar arasında bir vadi; dağlar pek yüksek değil ve yükseklikleri her tarafta bir; âdeta ölçüyle düzenlenmiş gibi, üstleri yatay ve her türlü bitkiden yoksun. Hayran olunacak temiz gök altında bu vadinin garip bir asilliği var.”

Önceleri, Sultanönü adını alan, 1289’da Osman Bey tarafından alındıktan sonra, şehir tarihinin çok eski olmasından kaynaklandığı düşünülen Eskişehir, ilk olarak şimdiki Odunpazarı semtine kurulur. M. Ö. 3500 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim yeri Eskişehir’in Andre Gide’in kaleminde, âdeta büyülü bir hâl alır: “Düzlükleri kırpılmış gibi bir çimenle örtülü biraz yosunun yeşilleştirdiği barok tarzda, kül renginde birer hisar gibi yer yer toprağı beklenilmedik bir şekilde delip fışkıran bu garip kayaların ayağına kadar ekilmiş geniş sahalar…” André Gide’in bu anlatımlarına, arkadaşların, Porsuk çayının üstünde bir çay içme tavsiyeleri ve Eskişehir’e ait anılarının gözlerinde canlandığını belirtmeleri eklendi.

Sabahın ilk ışıklarıyla şehrin nefesini ensemde hissettim. Tarih ve zamanın şehrin ruhundan hiçbir şey kaybettirmediğini görmek güzel bir duygu. André Gide’in 1914’te gördüğü manzarayı kafamda canlandırdım. Ona göre, Eskişehir’de, “Toprak kızıllığını kaybediyor. Küçük sarp yamaçların sınırlandırdığı ince bir ırmak zeminin geniş kıvrımları arasında sayısız dolambaçlarla tereddüt etmekte.” Evet. Toprak-insan-şehir ruhu arasındaki ilişkinin çok net yaşanmışlığını imleyen Eskişehir, bize, sayısız duruş biçimini soluklandırma imkânı sağlamakta. Bu yüzden, Eskişehir’de oluş, huzuru yakından hissetmeğe vesile. 

Sempozyum sonrası gittiğimiz, Yazılıkaya ve Seyit Battal Gazi Türbe Külliyesi kent tarihinin öne çıkan eserleri. Mimarî yönü ile en eski ısıtma ve soğutma tertibatının bulunduğu türbe, bu yönüyle enteresan bir özellik taşımaktadır. Sağlam kale duvarları içerisinde su sıkıntısı çekilmemesi için kaya içerisine dünyanın en büyük su sarnıçlarının oyulduğu Yazılıkaya ise, ahşap mimarî taklit edilerek yapılmıştır. Bunların dışında, Alaaddin, Kurşunlu ve Ulu Cami ile Yunus Emre Anıtkabri de Eskişehir’de zaman tüneline yolculuğuna çıkmamızı sağladı.

Porsuk çayı üzerindeki Yalaman adasında oturup çayımı yudumlarken; Eskişehirli ünlü edebiyatçımız Mehmet Kaplan’ı, André Gide’in tren yolculuğunu, lületaşını ve “Aynam Düştü Yerlere” türküsünü düşündüm. Sonra, tren yolculuklarım akılma geldi. Eskişehir’den geçen trenlerin içe hüzün ve titreme veren seyirlerini de hesaba kattım ve trenler Eskişehir’den geçti.    

 

 

           

 

Share

Bir Cevap Yazın