KİRAZ ÜLKESİ GİRESUN

   

“Giresun’un içinde iki sokak arası/

Altı kurşun attılar üç de bıçak yarası.”

 

Giresun’un içinde…

Bana, kendi yören dışında, hiç teklemeden ‘on türkü ismi say’ deseler Giresun bunların başında gelir. En başta da, “Giresun’un içinde iki sokak arası/Altı kurşun attılar üç de bıçak yarası” sözlerinin geçtiği bu türkü. Nedense, bu Giresun türküsünde hep yaşanmış/gerçekçi bir dramatik romanın temize çekilmiş hâlini görmüşümdür.  

İsminin kökeninde üç ayrı rivayetlerden biri olan Yunanca “kerasus-kiraz” kelimesine dayarak “kiraz ülkesi” dediğim Giresun, Anadolu’da çokca yolumun düştüğü kentlerden biri olmuştur. Osmanlı Tahrir Defterleri’nde Vilâyet-i Çepni adıyla geçen Giresun kenti, uzak ve yakın tarihimizin önemli merkezlerinden biridir.

Giresun, kendi adıma, daha orta ikinci sınıftayken keşfettiğim bir kenttir. O zaman yaşadığım kente on üç saat kadar uzak bir mesafedeki bu kenti Yurt Ansiklopedisi’nin sayfaları arasında gezinirken keşfetmiş ve akıl defterimin bir köşesine kaydetmiştim. Sonraki yıllarda, PTT’nin 1958-1960 arası çıkarmış olduğu “memleket seri’sindeki posta pulları arasındaki büyük ve küçük boy “Giresun” panoramalı pul, gözümde bu kenti romantik ve meraklandırıcı yapmıştı. Aslında, bugün de koleksiyonumda özenle sakladığım, kaleden şehir merkezine tutulan objektif hem kaleye, hem de şehir merkezinin silüetine yer verilmiş o pul, Giresun’u görünüm olarak baştan sona özetler gibidir.

Orta ikinci sınıfta akıl defterime kaydettiğim Giresun kentini yakından görüşüm üniversite üçüncü sınıfın yaz tatiline rastladı. Güney Kafkasya’dan Hazar Denizi’ne uzanan yolculuğumun ara duraklarından biri olmuştu Giresun. Önce şehir merkezini genel olarak bir kolaçan edip sonra da kaleden, kente ve “ada”ya bakmış sarp kıyılarıyla sarılı Karadeniz’in gülümseyişini yakından hissetmiştim.

Sonraki yıllarda, hırçınlıkla özdeşleşen Doğu Karadeniz’in bu uysal, romantik ve keyifli kentine pekçok kez yolum düştü. Evliya Çelebi ve Clavio’dan Fallmerayer’a kadar Giresun’a gelen bütün önemli seyyahların yazdıklarını okudum. Bu kentte görev yapan şair Orhan Şaik Gökyay’la ölümünden önce görüşerek izlenimlerini dinledim.

Gezmek, araştırma yapmak, konferans vermek, bilimsel-kültürel etkinliğe katılmak, seminer-atelye çalışmaları düzenlemek, yerel medyada konuşmak, fotoğraf çekmek hatta fındık tarımını yakından görmek gibi birçok vesileyle yolunu arşınladığım kent oldu Giresun. Ki, “Kiraz ülkesine geç kalmak telaşıdır/yüreğimi incecik kıran” mısralarının geçtiği “Sözlerimde Kalan Tortuyu Artıran Yok”, “Elmas Yüklü Göğün Kalesinde” ve  “İzcinin Düğümü” şiirlerimin arka palanını  buradan devşirdiğimi söylemeliyim.

Giresun, tıpkı türküsüne yansıyan “Bir fındığın içini/Yâr senden ayrı yemem” diye dile gelen aforizma gibi kendisini, mısır, fasülye ve kara lahanada süren bir ritüelin içinde toprak-insan diyaloguna  bırakır.

Japonya’nın Sagae ve Hiroşima şehirleriyle kardeş olan kent, temel geçim kaynağı fındıktan hareketle literatüre “çotanak” kelimesini armağan etmiş. Mitolojiye Aretias adıyla geçen Giresun adası ise, ülkemizin en çok yağış alan ikinci kentine bambaşka bir “fors” kazandırmaktadır.  

Milli Mücadele kahramanı Topal Osman’ın mezarının bulunduğu kale, eski Giresun evleri, wind-surf alanı olmayı hak eden Gemiler Çekeği, âşıklar yolu, Gazi Caddesi ve uzun yaz gecelerini renklendiren sahiliyle bu şehir, günümüz dünyasının alışkanlıkları ve yerleşik pekçok olgunun üstünde bir konuma sahip.

Giresun’da halk takvimi, Tirebolu çocuk oyunlarında söz, müzik ve ritim, Bektaş yaylası gibi birçok gezi, inceleme, tarih, dil, folklor, gelenek, turizm gibi dinamizm, heyecan, ahenk, diyalektik sorgulamayı da üzerinde taşıyan bu kentle ilgili yapılacak titiz bir literatür taraması ve kaynak analizi, kent ve bölge monografisi açısından gerçekten önemli olacaktır.

 

Share

Bir Cevap Yazın