ASYA’NIN KOMŞUSU GAZİANTEP

“Bahçelerde zerdali” Gaziantep Türküsü

Batıdan doğuya giden İpekyolu’nun geçtiği Gaziantep, tarihi dokusunu hemen hissettiğimiz, hem Asya’ya, hem de Ortadoğu komşu özel bir kenttir. Gaziantep’in Mezopotamya ile Akdeniz’in tam da kesişme noktası yer alan konumu, bu kentimizin hep gözler önünde olmasına yol açmıştır.

Ünlü seyyah Evliya Çelebi, otuz yıl arayla 1641 ve 1671 iki kez ziyaret etmiş ve bu şehir için “dünyanın gözbebeği şehir” tanımlamasını yapmıştır. Nitekim, çağlar boyunca Gaziantep’e baktığımızda, kentte Paleolitik dönemden başlayarak; Hitit, Asur, Pers, Roma, Selçuklu, Türk-İslam ve Osmanlı izlerini görürüz.

Gaziantep’in genel görünüşüne baktığımızda da tarihî dokunun da korunduğunu gördük. Şehir, etnografya ve tarihi geçmişe dayalı olarak düzenlenmiş. Kent merkezinin içinden 14 km. uzunluğundaki Alleben Deresi bu görünüşe ayrı hava katmış. Gaziantep Kalesi ise, Jutinyas ve Romalılar döneminden sonra bugünkü hâlini almış. Biraz Halep kalesine benzeyen kalenin bir de “seyir terası” var. Buradan, hem vaktiyle, etnik kökenlerin yerleşime sahip olan şehrin panoramasını, hem de tarihe tanıklık eden Bileyli Han’ı (İpekçi han/Koza Han) görmek mümkün.

Gaziantep’i ilk kez 1999’da görmüştüm. Ankara’dan karayoluyla gittiğim bu ilk yolculuk ve ziyaretten büyük keyif almıştım. O gün, daha çok tam bir endüstri kenti görünümünde olan Gaziantep, bugün de bu özelliğini sürdürüyor. Ancak şimdilerde çevre, kültür ve artan yeni nüfus haraketliliğiyle endüstriyi yoğurarak tamamen çok-kültürlü bir merkez kimliğine bürünmüş.

Dünyanın en eski kentlerinden biri olan Gaziantep’i ikinci ziyaretimde hava yolunu tercih ettim. Uçaktan baktığımda, minareleri saymazsak tam Londra görünümündeydi. Gaziantep’te yapılacaklar listemin başına, Zeugma Mozaik Müzesi ile birlikte, kentin farklı dönemlerine değer ve dönemlerine ait eserlerin yer aldığı müzeleri, Gaziantep Kalesi’ni Bey Mahallesi ve eski Antep evlerini, tarihi bakırcılar çarşısını gezmeyi koymuştum. Bunların dışında, bir ‘gurme’ moduyla, 300’e yakın yemek çeşidi olan Gaziantep mutfak lezzetlerinin en azından bir kısmını keşfetmeyi planlamıştım. 

Yukarıda saydıklarımı tek tek yaptıktan sonra, kentin kuzeybatısında şehre bir saat kadar mesafedeki Dülükbaba Ormanları Gezi ve Mesire Alanı’nı gezdim. İlginçtir burada sımsıkı bir Ortadoğu havası/izlenimi aldım. Beşbin kişinin aynı anda faydanabildiği bu açık alanda, karaçam ve sedir ağaçları arasında kamp, dinlenme ve piknik yapabilme şansı var. Yemek masaları, çeşme ve taştan yapılan mangal yerlerinin bulunduğu bu alan tam anlamıyla bir mesire/şenlik merkezi. Pazar gününe rastlayan ve bir şölen atmosferinde geçen; kırk kilometrekarelik yüzölüçümüyle Türkiye’nin en geniş bu koruğulu olan Dülükbaba, bana Ortadoğu’da Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sarjah kentindeki El-mamzar koruluğunda gördüğüm manzarayı hatırlattı.          

Gaziantep’teki kültür doku ve birikimini kendi kentimizle karşılaştırabiliriz. Ancak Gaziantep mutfağını karşılaştırmamız zor.Lezzet ve şöhreti dünyayı tutan Gaziantep mutfağında, kebaplar ayrı, tavalar ayrı, hamur işleri, et ve sebze yemekleri apayrı güzellikte. Baklava için ayrı bir parantez açmaya gerek yok. Tatlandırmada özel konumu olan Antep fıstığı nam-ı diğer “yeşil altın” ise, tatlıdan-tuzluya pek çok lezzete doğrudan katkıda bulunuyor.  

Sonsuz yiyecekler ve içecekler başkenti özelliğini taşıyan Gaziantep’te yemekler dışında en çok ilgimi çeken şeyler, tarihî simgeler, el sanatları, mitolojik semboller, menengiç kahvesi, mırra (acı kahve/a kind of dark Turkish coffee), taban taşı özel işlemeli Antep evi avlusu, 1900 yılına ait bir dizaynla sergilenen/boya kullanılmayan “gamekık” denilen cila sürülmüş oda modeli, eski kilim, kumaşlar, kök boya, polyester içinde muhafaza edilen el işleri, dalındaki hâliyle Antep fıstığı (pictacia vera) oldu. Kentteki “vilayet konağı” içinde yer alan Antep Savunmasını” temsil eden mozaik tablo, şehitler abidesi maketi, Gaziantep Kalesi’nin eski ve yeni hâlini gösteren figürler, kentin sekiz farklı bölgesine ait dönem fotoğrafları ile ülkemizde ilk kez yapılan bir “kırsal alan” haritası da ilgimi çekti. Bunların dışında, Gaziantep yerli literatüründe özel yeri olan Gaziantep halk mecmuası Başpınar ile 1959’da yazılan Türk Verdünü Gaziantep, Gaziantep’te Sanat ve Ticaret Dalları (1971), Gaziantep Dolaylarında Türkmenler ve Baraklar (1958) kitaplarını yakından görmek mutlu etti beni.

Bugün, Asya’nın komşusu ve dünyanın birçok kentiyle kardeş olan Gaziantep’e, kardeş olduğu kentlerden Lefkoşa’nın selamını ilettim.

 

Share

Bir Cevap Yazın