ORHAN VELİ KANIK

 Ertuğrul Aydın

 

Orhan Veli Kanık, çok duygulu bir insandır. Fakat, duygusal görünmekten hiç hoşlanmamıştır. Kendini ele vermemek ve işi şakaya vurmak arkadaşlığı süresince ondan alınan başlıca izlenimler bunlardır. Zaten, bütün zengin ruhluluk böyledir. Onun şiirlerinin genel havası bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, Orhan Veli’nin şiirine insanı merkez aldığını düşünerek bakmak gerekmektedir. Bir şiirinde, “Ölünce biz de iyi adam oluruz” diyerek içinde yaşadığı durumu özetlemek ister.

Ünlü Fransız şairi Paul Valery, hiçbir şiirinde kendini ele vermediğini, sadece “Deniz Mezarlığı” şiirinde kendini biraz öne çıkardığını söyler. Orhan Veli ise, kendini biraz kaçırdığı şiirlerinde işi biraz alay noktasına çeker. Diyebiliriz ki, Orhan Veli, şiirlerinin arkasına gizlenir. Orhan Veli’nin bir çok şiirinde kendisinin  konuşmayıp; başkalarını konuşturması bunun açık göstergesi durumundadır. Gerçekten de, Orhan Veli, şiirlerinde çeşitli halk kesimlerinden seçtiği kişileri, ya kendi ağızları, kendi deyimleri ve kendi deyişleriyle konuşturmuş ya da kendisi onların ağızlarından konuşmuştur. Örnek olarak, şu şiirine bakalım: “Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden/Tabakam senin yadigarın/İki elin kanda olsa gel diyor telgrafın/Seni nasıl unuturum ben vesikalı yarim”. Aslında, Orhan Veli’nin ne alnında bıçak yarası, ne tabakası ne de vesikalı yari vardır.

Orhan Veli’nin, “Bir elinde cımbız/Bir elinde ayna/Umurumda mı dünya!” mısraları  bir mahalle kızının ruh durumunu yansıtır. Şu önemli ki, o kızı küçümsemeden, dahası bize sevdirerek anlatmıştır şair. Bu yönüyle Orhan Veli dramatik bir şairdir. Dramatik şair ifadesi ile, epik, lirik ve dramatik şiir türlerinden Orhan Veli’ye bu türün daha uygun olduğu düşüncesidir. Dramatik şiir, şairin konuşmadığı, sadece kişilerini konuşturduğu şiir türüdür. Orhan Veli, bu üç türden daha çok ikinci türde değerlendirilecek bir şairdir. Öyle ki lirik olduğunu sandığımız (gerçekte öyle olduğu) şiirlerinde bile yalan söylemekten hoşlanır. “Ben Böyle mi Olacaktım?” adlı şiirini, âşık olduğu günlerde yazmıştı. Ama o şiirindeki, “çok sevdiğim salatayı bile aramaz mı olacaktım” mısraları düpedüz yalandır. Çünkü, Orhan Veli, Melih Cevdet’in açıklamasına göre, salatayı hiç sevmez ve yemezdi.

 Orhan Veli’nin insanı anlatan en güzel şiirlerinden biri 1936 yılında yazdığı “Mahallemdeki Akşamlar İçin” şiiridir. Bu şiirde canlı bir şekilde, mahalleyi ve yayılan insanı görebilme şansını yakalarız. İçtenlikli bir dil ile anlatılan bu şiirinde insanın yer tutuşu samimi ve özeldir: “Kımıldanır mahallemin daralan ruhu/Basma perdelerimde gün batarken/Atıp saatler suren uykusunu/Odama uzanır akasyam pencereden/Kırmızı uzak damlarda bir serinleme/Uyanır gündüz uykusundan evler/Kapılarda isleri ellerinde/Kadınlar giyinip kocalarını bekler/İyi insanların ruhudur yakınlaşır/Takunya sesleri gelir evlerden/Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır/Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden/Her şeyin geliş saatidir aksam/Mahallede ömürler aksam üstü baslar/Hepsi burda buluşmaya gelir akşam/Başka dünyalardan ayaklar, başlar.”

Orhan Veli’nin 1937 yılında Mehmet Ali Sel takma adıyla yazdığı “Sicilyalı Balıkçı” şiirinde de insanın özünün izlerini sürmek mümkün. Zaten, Orhan Veli’nin şiirinin genel atmosferine baktığımızda bu insana yakın duruş duygusunu hissetmemiz mümkün. Söz konusu atmosfer Sicilyalı balıkçının konumunda şöyle şekillenir: “Yüz sene sonra bugünkü dünyadan/Bir tek insan kalmadığı gün,/Sicilya sahillerinde yasayan balıkçı/Bir yaz sabahı ağlarını atarken denize/Her zamankinden daha geniş gök yüzüne bakıp/Benden bir mısra mırıldanacak şarkı hâlinde/Bu dünyadan Mehmet Ali isminde bir şairin/Gelip geçtiğini bilmeksizin… Bu güzel düşüncenin olmayacağından eminim/Fakat nedense bu iş/Benim pek tuhafıma gidiyor.”

Orhan Veli, döneminin diğer bazı şairleri gibi aileden ve çevreden aldıklarının önemli bir bölümünü şiirlerine taşırlar. Dönemin özellikleri gereği, yaşama biçimleri ve hayat felsefelerine şiirlerinin doğrudan konusunu oluşturur. Orhan Veli’de bunun tipik örneklerine rastlamak mümkündür. Meselâ, “Süleyman Efendi’nin nasırı”nın şiire taşınması Orhan Veli’de insana bakışın belirgin örneğidir. Hayatın içinde küçük bir ayrıntı olarak görünen “nasır” ve “Süleyman Efendi” gibi hiçbir göze çarpan önemli özelliği olmayan Süleyman Efendi, Orhan Veli şiirinde baş köşeye oturmuştur. Söz konusu gözlem ve yaklaşımın anlatıldığı “Kitâbe-i Seng-i Mezar” şiirini yakından incelediğimizde bu durum gözümüzde daha da netleşecektir: “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada/Nasırdan çektiği kadar/Hatta çirkin yaratıldığından bile/O kadar müteessir değildi;/Kundurası vurmadığı zamanlarda/Anmazdı ama Allah’ın adını,/Günahkâr da sayılmazdı./Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.”

Görüleceği gibi, Orhan Veli’nin insana bakışı oldukça saf, gözlemci ve iyi niyetlidir. Önemli bir mevki ya da makam işgal etmeyen, sıradan hatta sıradanlık da kötü hayat süren Süleyman Efendi, şiirde hikâye tadıyla anlatılarak okuyucunun gözleri önüne serilir. Bu yaklaşım tarzı, Orhan Veli’nin diğer şiirleri için de geçerlidir. Şairin, “Düşünme/Arzu et sade/Bak böcekler de öyle yapıyor” yaklaşımının temelinde de aslında yatan budur. Çünkü, sadeliğin, yoğun olmayanın, basitin şiirde olmasından yanadır. Bu yüzden, ileri sürdüğü tez ve yaklaşımlarda bunu ileri sürmektedir.

İnsan, Orhan Veli’nin Yaşamak, Anlatamıyorum, Güzel Havalar ve İstanbul’u Dinliyorum şiirlerinde de karşımıza çıkar. Bu, sözü edilen şiirlerde de insan bambaşka özellik ve davranışlarla karşımızdadır. Buradan hareketle diyebiliriz ki, Orhan Veli, şiirine insanı taşırken sadece kendi hayal ve iç dünyasını değil; çevresinde gözlemlediklerini de şiiri imkân ve kurallarından geçirmiştir. Bu durumda, önce “Yaşamak” şiirine göz atalım: “Biliyorum, kolay değil yasamak,/Gönül verip türkü söylemek yâr üstüne;/Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,/Gündüzleri gün ışığında ısınmak;/Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,/Yan gelebilmek Çamlıca tepesine…/-Bin türlü mavi akar Boğaz’dan-/Her şeyi unutabilmek maviler içinde.”

“Yaşamak şiirinde olduğu gibi, aynı şekilde, insanın hâl ve düşünüşleri başka şiirlerinde de geniş açılımlar kazanarak karşımıza çıkar. İnsana ait özlem ve düşünüşler onun “Güzel Havalar” şiirinde güzel bir anlatım ve tatla karşımıza çıkarılır. Bu etki ve izlenim yüzünden güzel havaları gördüğümüzde hep Orhan Veli gelir aklımıza. Havayı değil, gerçekten insanın yapı ve niteliklerini sergileyen bu şiiri bir kez daha hatırlayalım: “Güzel Havalar”. “Beni bu güzel havalar mahvetti,/Böyle havada istifa ettim/Evkaftaki memuriyetimden./Tütüne böyle havada alıştım,/Böyle havada şık oldum;/Eve ekmekle tuz götürmeyi/Böyle havalarda unuttum;/Şiir yazma hastalığım/Hep böyle havalarda nüksetti;/Beni bu güzel havalar mahvetti.”

“İnsan” konusunun, boyutları farklı örneklerde, değişik metot ve biçimlerde karşımıza çıkan bir örnek de şairin “Anlatamıyorum” şiiridir. Bir adı da “Moro Romantico” olan bu şiire bakacak olursak: “Ağlasam sesimi duyar misiniz,/Mısralarımda;/Dokunabilir misiniz,/Göz yaşlarıma, ellerinizle?/Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,/Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu/Bu derde düşmeden önce./Bir yer var, biliyorum;/Her şeyi söylemek mümkün;/Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;/Anlatamıyorum.”

Sonuç. Orhan Veli’nin şiirlerinde insan önceliklidir. Yaşadığı hayatı, bütün insanlara uyarlama ve onların dünyasından hareketle şiire taşıma eğilimi söz konusudur. Diyebiliriz ki, Orhan Veli’nin ağırlıklı olarak üzerinde durduğu, işlediği konulardan biri de “insan”dır.  

Share

Bir Cevap Yazın